Genelİnşaat demek her şey demek

2021-05-29 16:05

Ekonomik anlamda sektör dağılımı söz konusu olduğunda en gelişmiş ülkeden en geri kalmış ülkeye kadar en kilit sektörün inşaat olduğu bilinmektedir. Çünkü inşaat sektörü analizi yaptığımızda 170 sektörle doğrudan alakalı ve alakalı olduğu bu sektörlerden binlerce ürün tedarik ederek sektörler arası etkileşimi diri tutan yegane sektör olduğunu görüyoruz.

Fakat her ne hikmetse inşaat sektörü analizi için Türkiye’de ters bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır. İnşaat sektörü alanlarının bir ülke ekonomisi için tehlike olduğu, özellikle Türkiye’de ekonomi sadece inşaata bağlı kaldığı için kırılgan bir yapıya sahip olduğu öne sürülmektedir.

Sektör dağılımı sonuçlarında inşaat zirvede

Yazının giriş kısmında da belirtiğimiz gibi, inşaat sektörü alanları herhangi bir ekonomi için hayati bir öneme sahiptir. Sektör dağılımı verileri incelediğinde Çin’den Amerika’ya, Somali’den Moğolistan’a ne kadar ülke varsa bu ekonomik gerçekliğin hepsi için geçerli olduğu somut bir bağımlılıktır. Çünkü inşaat sektörü alanları sadece demir ve çimentodan ibaret değildir. Sektör dağılımı bize inşaat sektörünün; mobilyadan elektroniğe, beyaz eşyadan tekstile 170 sektörü doğrudan etkileyen tek sektör olduğunu göstermektedir.

İnşaat sektörü alanları bir metaforla açıklanırsa; arabanın motoru bu durumu özetleyen ideal bir örnek olacaktır. Motor çalışınca bir arabanın geriye kalan tüm mekanik, yürüyen ve elektronik aksamı ancak çalışabilmektedir. Kısacası motor çalışır ve tekerlek döner, sonra da silecekler çalışır, cam açılır ve de klima soğutmaya ya da ısıtmaya başlar.

Öte yandan sözel bir hesaplama ile inşaat sektörü alanları, bir ekonomi için ne kadar hayati önem taşıyorsa sektör dağılımı sonuçlarına göre bunu ispatlamak da mümkün.

İnşaat sektörü alanları konusunu daha iyi aktarabilmek adına bir bina yapıldığını varsayalım. Sektör dağılımı yapılacak olursa; Müteahhit Ahmet, bu binayı yapmak için demir, çimento, elektrik prizi ve kapı gibi yüzlerce ürünü satın almak zorunda. Daireyi satın alan Mehmet ise müteahhit Ahmet’ten satın aldığı ya da kiraladığı evde yaşamak için çamaşır makinesi, televizyon ve mobilya aldı. Sektör dağılımı kavramını biraz daha geliştirirsek, binanın karşısına Hasan gitti market açtı, bu markette de ekmek, peynir, süt gibi temel gıda ve ev ihtiyaçlarını perakende olarak satmaya başladı. Ahmet de Mehmet de Hasan da bütün operasyonlarını gerçekleştirmek için usta, çırak, tezgahtar istihdam etti. Ve en sonunda devlet bütün bu faaliyetlerden vergi aldı, aldığı vergiyle maaş ödedi, ihtiyacı olana itfaiye ve ambulans gönderdi.

Yukarıda vermiş olduğumuz basit bir örnekte bile inşaat sektörü alanları birden genişledi, onlarca sektör hareketlendi, binlerce ürün satıldı ve yüzlerce insanın çalışabileceği iş olanakları ortaya çıktı.

İnşaat sektörü alanları giderek artıyor

Öte yandan inşaat sektörü analizi yapmaya devam edersek, inşaatın sadece ev (konut) yapmaktan çok daha fazlasını barındırdığını görüyoruz. Okul, hastane, tünel, köprü, fabrika, yol gibi altyapı ve üstyapı işlerinin tamamı inşaat sektörü alanları olarak değerlendirebiliriz.

Daha kaliteli bir eğitim için okul yapmanın şart olduğu herkes tarafından bilinen, tartışmasız bir gerçek. Örneğin; inşaat sektörü analizi verilerine dönersek TÜİK verilerine göre 2002 yılında yaklaşık 340 bin derslik varken şu anda bu rakam 600 bin civarında seyrediyor. Yani 18 yılda neredeyse Cumhuriyet tarihinde ne kadar derslik yapılmışsa o kadar derslik yapılmış durumda. Bu da yılda ortalama 33 bin derslik anlamına geliyor.

2002’ye kadar milli eğitim sisteminde öğrencilik yapmış olan herkes, bir sırada üç öğrencinin oturduğu yılları hatırlamakta güçlük çekmeyecektir. İşte günümüzde tamamlanan bu okul inşaatları sayesinde sınıf başına düşen öğrenci sayısı 36’dan 19’a düştü, devam eden projelerin tamamlanmasıyla daha da düşmesi bekleniyor.

İnşaat sektörü alanları detaylı incelendiğinde gelişimin ön ayak olduğu bir diğer sektörün ise sağlık olduğunu söyleyebiliriz. İnşaat sektörü analizi sonucuna göre 2002 yılında Türkiye’de 9 bin sekiz yüz sağlık kurumu varken bugün bu rakam 35 binlere ulaşmış durumda. Neredeyse 4 kat artış göstermiş. Bu artışla birlikte kişi başına düşen yatak sayısında Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Türkiye dünyada birinci sırada yer alıyor.

Fabrikaların yerden bitmediğini düşünürsek, inşaat bir ülkede sanayinin gelişebilmesi için de ön koşul niteliğinde. Bir yerde sanayi yatırımları yapılmadan önce o bölgenin su, kanalizasyon, elektrik ve doğalgaz gibi altyapı yatırımları tamamlanır. Sonra bu bölgelere yatırımcılar fabrika inşa ederler. Sonra bu fabrikada üretilen malların ülkeye, dünyaya yayılması için yollar, tüneller ve limanlar yapılır.

Ve tabii ki Türkiye bütün bunları yaparken inşaat sektörü alanları içerisinde en gelişmiş ülkeleri arasında kendine yer bulmakta zorlanmadı. Hem müteahhitlik hem de inşaat sektörüne tedarikçilik yapan sektörler de hızlı ve gözle görülür bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Öyle ki Türkiye, inşaat sektörü analizi yapıldığında inşaat işleri yapımında Çin’den sonra dünya 2.’si konumunda.

Ayrıca Türkiye ekonomisinin sadece inşaata dayalı bir yapıya sahip olduğunu iddia etmek, inşaat sektörü analizi kapsamında, rakamları ve ekonomik gerçekleri göz ardı etmekten başka bir şey anlamına gelmiyor. Çünkü inşaat sektörü alanları milli gelire oranlanırsa Türkiye’de sadece yüzde 6 sonucuna ulaşıyoruz. Buna karşın Almanya, İngiltere ve Hollanda gibi gelişmiş ekonomilerde de inşaatın milli gelire oranının yüzde 6 olduğu resmi kaynaklardan teyit edilebilir durumda. Kısacası bütün gelişmiş dünya ülkelerinin gelirinin içinde inşaatın payı ne kadarsa Türkiye’de de durum aynı.