GenelMesele ağaç değil sen hala anlamadın mı

2021-06-01 15:06

Üzerinden 8 sene geçmiş olmasına rağmen Gezi Parkı eylemleriyle ilgili tartışmalar hala devam etmekte.

2013 yılının mayıs ayında başlayan eylemlere sanat dünyasından siyasete birçok kesimin sürece dahil olmasıyla ülkenin her yerinde etkisini göstermiş, eylemcilerle polisler arasında çatışmalar yaşanmıştı.

Ancak halen Gezi Parkı olaylarıyla ilgili kapsamlı bir ekonomik değerlendirmenin olduğunu söylemek çok güç. Çünkü olayların ekonomik etkilerini salt bir biçimde diğer disiplinlerden bağımsız bir şekilde ele almak mümkün değil.

Bu yazıda Gezi Parkı olayları öncesi ve sonrası ekonomik göstergelerdeki değişimi incelerken, Ülke tarihindeki önemli kırılmalardan biri olan eylemlerin arka planını inceleyeceğiz.

Önce Gezi Parkı eylemleriyle ilgili hafızaları tazelemekte fayda var. Bir gurup insan gezi parkındaki topçu kışlası çalışmalarını protesto etmek için bir araya gelerek eylem yapmaya başladılar. Argümanları ise Gezi Parkında AVM istemiyoruz ve de buradaki ağaçları kestirmeyeceğiz.

Oysa ki proje, 2011 yılında başbakan Erdoğan tarafından açıklanan seçim vaatlerinden olan topçu kışlasından başka bir şey değildi. Eylem yapan protestoculara başta siyasiler olmak üzere herkes bu durumu anlatmaya çalıştı. Eylemcilere projenin seçim kampanyasında vaat edildiğini, AVM yapılmayacağını, AVM yapılacağı söylentisini yayanların ise provokatör olduğu anlatılmaya çalışıldı.

Biraz Topçu Kışlası projesinden bahsetmek gerekirse; projeye göre şu anda Gezi Parkı olan alan, Sultan 3. Selim zamanında inşa edilen Topçu Kışlası’na dönüşecek, Taksim ve çevresindeki tüm trafik de yeraltına indirilecek, yani araç trafiğine kapatılacaktı. Sununda tarihi bir değer aslına rücu ettirilerek kültürel mirasa kazandırılacak.

Olayın rengi birden siyasilerin ve bir takım sanatçının dahil olmasıyla birden değişiverdi. Çevre duyarlılığı ile başlayan mesele insan hakları, ifade özgürlüğü, gibi evrensel diğer demokrasi bileşenlerine de sıçrayınca sokaklar alevlendi. Polis vatandaşı eylemden vazgeçirmek için yasal gücünü kullandı, vatandaş da polise saldırarak karşılık verdi.

Peki bütün bunlar yaşanırken ekonomi nasıl etkilendi?

Bunu anlamak aslında çok basit. Gezi parkı öncesi Türkiye ekonomisi ile Gezi parkı sonrası Türkiye ekonomisini karşılaştırarak bu durumu pekala tespit edilebilir.

Gezi olayları öncesi yıllık enflasyon % 6, gezi sonrasında % 9 oldu. Borsa, yani BIST 100 endeksi % 40 değer kaybetti. Aylık 1 milyar dolar gerçekleşen yabancı sermaye girişi tersine döndü ve sadece olayların çıktığı ilk ay 8 milyar dolar net sermaye çıkışı oldu ve bundan dolayı 2 temel parametre çok ciddi anlamda etkilendi:

Birincisi, Dolar 1.84’ten 2 lira seviyelerine kadar yükseldi. İkincisi ve çok daha önemlisi; tarihi bir seviye olan % 4.61 seviyelerine gerileyen tahvil faizleri % 9.25’e çıktı.

Şimdi buraya kadar anlattıklarımız temel ekonomik parametreler üzerinde yaşanan kayıplar. Eylemlerin bir de çevreye, kamu malına ve özel mülke verilen zarar noktasında maliyeti var. Yakılan otobüsler, sökülen kaldırımlar, kullanılamaz hale getirilen araçlar ve kamu malına verilen tahribat. Buradaki kayıp da yaklaşık olarak 100 milyon dolar seviyelerinde.

Yukardan aşağıya kalem kalem verilen ekonomik zararı topladığımızda Gezi Olayları sürecindeki eylemlerin yarattığı toplam doğrudan ekonomik zarar yaklaşık 1.5 milyar dolar civarında.

 

Şimdi bütün bu yaşanan ekonomik kayıplar sadece ağaçlar kesilmesin diye mi yaşandı diye incelediğimizde ise daha ilginç bir tespitle karşılaşmak mümkün.

Aslında Mehmet Ali Alabora haklı. Ve hatta Mehmet Ali Alabora’nın tek bir tweet’le özetlediği meseleyi Wallerstein bir tezle anlatıyor: “Kolektif eğitimimiz bize adalet, insan hakları, ifade özgürlüğü, çevrecilik gibi değerlerin çıkar beklentilerinden uzak birer erdem olduğunu özetlemiştir; oysa gerçekte Küresel Kapitalizmin kendi çıkarına yönelik bir akılcılaştırmadır.”

Burada samimi ve dürüst bir yaklaşım sergilemek gerekiyor. Günümüzde devletler birbirlerine askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda üstünlük kurmaya çalışıyorlar. Çin ve Amerika arasında süregelen ticaret savaşları bu durumun somut güncel örnekleri arasında yer alıyor. Öte yandan Bu rekabet ortamında bu devletler birbirlerinin iç politikalarına dolaylı olarak müdahale etmeye çalışıyorlar. Rusya’nın Amerikadaki seçimlere (Trump’ın başkan seçildiği) müdahale etmesi gibi. Bu rekabette kullanılan silahlar tank top gibi konvansiyonel savaş mühimmatlarından ziyade Evrensel değerler üzerinden bir yaklaşım vardır. Doğru ya da yanlış, meseleyi Wallerstein gibi bilim insanları bu şekilde değerlendiriyor. Eğer olaylara taraflı değil de konunun uzmanı bilim insanlarının gözünden bakmak gerekiyorsa da işin özü bu.

Peki kim neden Türkiye’ye üstünlük kurmaya çalışıyor

Hakikaten Türkiye kim ki Dış mihraklar çevre gibi bir evrensel değer üzerinden halkı provoke etmeye çalışsın?

Gezi Parkı eylemleri öncesi Türkiye’yi detaylı bir inceleyerek buradan anlamlı bir sonuç elde etmek mümkün. 2007-2012 arası avro bölgesi işsizlik 2.5 milyon kişi artarken, Türkiye en fazla istihdam yaratan ülkelerin başında yer almış. Yine 2013 yılının ilk yarısında AB’nin en güçlü 10 ülkesi küçülürken Türkiye ekonomisi % 4.4 büyümüş. Türkiye 2013 yılına geldiğinde yıllık 130 milyar dolarla son 10 yılda Çin’den sonra en fazla ihracat artışı sağlayan ülke konumuna gelmiş. En önemlisiyse: Türkiye 1961 yılından beri biriken IMF borcunu sıfırlamış. Amerika birleşik devletlerinin ikinci başkanı, John Adams. “Bir ulusu fethetmenin iki yolu vardır; birincisi kılıç, ikincisi ise onu borçlu hale getirmektir.” der.

Düşünülmesi gereken retorik bir husus; Amerika’nın, Rusya’nın, İngiltere’nin ya da Fransa’nın Suriye’de ne işi var, Irak’ta ya da Afganistan’da? Hem de silahlı güçleriyle ve de on binlerce tır ve askeri mühimmatla?

Peki Silahla nüfuz oluşturulamayacak ülkelere nasıl müdahale ediyorlar?

Bunun aksine tankla topla tüfekle giremeyeceğini ya da girerse istediği sonuçları alamayacağını bildiği ülkeler var uluslararası güç mücadelesinde bulunan devletlerin. İşte bu alanlarda da Demokrasinin önemli bileşenleri olan insan hakları, ifade özgürlüğü, çevre duyarlılığı aracılığıyla devletler, kurumlar ve siyasi iradeler baskı altında tutulmaya çalışılıyor. Mesela Gezi olaylarında CNN International 8 saat aralıksız yayın yapmıştı Türkiye’de.

Çünkü Türkiye güç mücadelesinde bulunan devletler için garip bir ülke. Myanmar’da, Somali’de, Bosna’da, Filipinlerde ve daha ismini sayamadığımız her kıta ve ülkede Türkiye STK’larıyla, yardım kuruluşlarıyla ve iş adamlarıyla varlık gösteriyor. Tarafsız olarak bakıldığında gerçekten rahatsızlık verici ve tehdit edici bir durum.

Sonuç olarak bu devletler rekabet koşullarının kendi lehine çevirmek için de var güçleriyle evrensel değerleri birer silah olarak kullanıyorlar.