Haber AnalizGüven Veren Gelecek

"Türkiye savunma sanayi son yıllarda yaptığı atakla birçok alanda başarılı projeler gerçekleştirmeyi başardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı 2023 hedefleri arasında da yer alan milli tank, milli uçak ve milli uydu projeleri devletin büyük kararlılığı ile devam ediyor."
2019-03-26 11:03

Dünyanın en büyük krallığını hayal edin… Küplere doldurulmuş altınlar odalarda sere serpe yatıyor. Krallığın bu altınların sahibi olduğunu ispat edebilmesi için ve bu mülk üzerinde hak iddia edebilmesi için, ona sahip çıkması ve gelebilecek her türlü zarara karşı onu koruyabiliyor olması gerekmez mi?

Ülkelerin ekonomik ve siyasal alandaki gücünü belirleyen aktörlerden biri olan savunma sanayiinde, dünyada yaşanan teknolojik gelişmelere paralel olarak değişime ihtiyaç duyulmaktadır. Bir ülkenin zengin olması da, az gelişmiş veya gelişmiş olması da savunmaya duyduğu ihtiyacı değiştirmez. Ki zaten ne kadar gelişmiş olduğunuz da bir ölçekte kendinizi ne kadar savunabildiğinizle ilgilidir.

Türkiye’nin jeopolitik konumundan kaynaklı sürekli sıcak bir atmosfer içinde olması ve aynı zamanda yurtiçinde teröre karşı verilen mücadele lojistik açıdan gelişmeyi zorunlu kılıyor. Sadece doğal kaynağa veya ticarete dayalı ekonominizin olması, savunma sanayinde belli bir noktaya ulaşamamışsanız bağımsızlığınızı koruma garantisi vermiyor.

Malum artık savaşlar kılıçlarla ve kelle başı hesaplarla yapılmıyor. Ancak yine de hepimiz nükleer silah tehdidi gerekçe gösterilerek ülkelerin işgal edildiğine şahit oluyoruz. İşte tam da bu nedenle bir ülkenin savunma sanayiine yaptığı yatırım kritik önem taşıyor. Ve tabiri caizse bu çaba “dış mihrakların” pek sıcak karşılamadığı bir gelişme olarak kaydediliyor. Dolayısıyla uluslararası sistemin durumu savunma sektörüne stratejik bir değer katıyor. Ülkemizin jeopolitik konumu gereği teşkil ettiği önem ortadayken, Türk Savunma Sanayisi de, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarını karşılamaya ve rekabetin had safhaya ulaştığı uluslararası pazarlarda ağırlığını hissettirmeye başlıyor.

Kendi silahını üretememe meselesi bir ülkeyi dışarıya bağlayan unsurlardan biri. Aslında durum ABD’den silah alan bir ülkenin, silahı kullanırken bile ona sormasından ibaret. Peki, Türkiye böyle krizler yaşamadı mı? 1964 yılında Kıbrıs’ta yaşanan karmaşanın ardından İnönü Kıbrıs’a müdahale edileceğini ABD elçiliğine haber vermişti. ABD Başkanı Johnson ise İnönü’ye aşağılayıcı nitelikte bir mektup yazmıştı. Öyle ki bu mektup Türkiye dış politikasının dönüm noktalarından biri haline gelmişti. Türkiye mektup sayesinde kendi ulusal çıkarlarının Batı ile ama özellikle de ABD’nin çıkarlarıyla çeliştiği noktada bağımsız politikalar geliştirme konusunda sıkıntılar yaşanabileceğini gördü. Yeterli silahı olmayan ve kendisini ABD bloğuna bağlayan Türkiye, ABD’nin kimi zaman kendisini yalnız bırakabileceğini bu hadiseyle gördü.

Küresel silah endüstrisine baktığımızda ABD şirketlerinin egemen olduğu görüyoruz. Amerikan şirketlerini Ruslar izliyor. Türkiye ise, 2017’de küresel silah endüstrisinde atağa geçen ülkeler arasında yer alıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) raporuna göre, Türk silah şirketleri 2017’de satışlarını yüzde 24 arttırdı, ASELSAN ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii ilk 100 şirket arasına girdi. SIPRI’nın Silahlar ve Askeri Harcama Programında görevli araştırmacı Pieter Wezeman bu gelişmeyi, “Bu önemli artış, silahlara artan talebi karşılamak ve yabancı tedarikçilere daha az bağımlı olmak amacıyla silah endüstrisini geliştirme heveslerini yansıtıyor.” şeklinde yorumluyor.

Türkiye savunma sanayi son yıllarda yaptığı atakla birçok alanda başarılı projeler gerçekleştirmeyi başardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı 2023 hedefleri arasında da yer alan milli tank, milli uçak ve milli uydu projeleri devletin büyük kararlılığı ile devam ediyor. Türkiye, yer aldığı bölgede liderlik iddiasını artıracak projelere imza atıyor. Bu projelerin üretildiği başlıca kurumlar; ASELSAN, İŞBİR, ASPİLSAN, HAVELSAN, ROKETSAN TUSAŞ. Savunma sanayiimizi besleyen bu çalışmalar son on beş yılda meyvelerini vermeye başladı. Ancak, bu projelerin hız kesmeden devam ettiğinden ve yerli üretimin tam manasıyla gerçekleşmesi için ortaya koyulan gayretten özellikle bahsetmek gerekiyor. Bahsettiğimiz bu kurumlar, Türkiye Savunma Sanayii için kilit bir rol üstleniyorlar. Öyleyse, savunma sanayiinin son yıllarda geliştirdiği yerli üretimlerden bazılarına göz gezdirelim.

Önce havacılıktan başlayalım. Zira son dönemde bu alanda kaydedilen başarılar ses getiriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonlarda kullanacağı askeri helikopter ihtiyacının karşılanması gerekiyordu. Bu ihtiyaç göz önünde bulundurularak TEI’nin çalışmalarıyla Atak helikopteri projesi gerçekleşti. 2007’de imzalanan bir sözleşmenin ardından harekete geçildi. Bugün Atak helikopteri sorunsuz şekilde üretiliyor. Aynı zamanda helikopter, tek kalemde en büyük savunma sanayi ihracatının yapıldığı ilk üretim. ATAK Helikopteri’nin üretiminde elde edilen tecrübe ile üretilen Gökbey helikopteri de hem sivil hem askeri havacılık için kullanılmak üzere seri üretime geçecek.

Savunma sanayiinin odaklandığı bir diğer alan ise füze yapımı. Üretilen füzelerden biri olan “Cirit” Roketsan tarafından tasarlandı. Füze, helikopterlere, insansız hava araçlarına, kara araçlarına, sabit kara platformlarına, hafif saldırı uçaklarına ve deniz platformlarına entegre edilebilir şekilde tasarlanmasından dolayı etkin olarak kullanılabiliyor. Tübitak Sage ve Roketsan’ın birlikte geliştirdiği SOM füzelerinden biri olan SOM-J ise, yoğun şekilde korunan kara ve deniz hedeflerine karşı kullanılabilecek en etkili mühimmat olma özelliğini taşıyor. Orta menzilli bir füze olan SOM-J’nin üretim amacı havadan karadaki hedefleri imha etmek. Yine Roketsan tarafından üretilen Kaan füzesi manevra birliklerine ateş desteği sağlamak amacıyla üretiliyor. Üretilen füzeler arasında Kasırga, Bora, Umtas, Omtas, Hisar gibi füzeler yer alıyor.

Diğer nokta ise Koç Grubu’na bağlı Otokar’ın ana yüklenicisi olduğu Altay tankı projesi. Projeye 2007 yılında başlandı. Prototip üretimi ve testleri tamamlanan Altay tankı, ilk etapta 250 adet üretilecek. Bu rakam, ihracat potansiyelinin artırılması ve dışarıdan sipariş alınmasıyla zaman içinde binli rakamlara çıkarılabilecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da “15 yıl önce göreve geldiğimizde Savunma sanayi olarak bu mevcut yapı ne yazık ki yoktu bizler o zaman yüzde 20 gibi bir oranda imkânlara sahiptik ama şu anda yüzde 65 gibi bir orana çıktık.” söylemiyle gelinen noktaya vurgu yapıyor. Erdoğan’ın da belirttiği gibi, sadece belli başlı üretimlere değinsek de savunma sanayiinin kat ettiği aşama, sürekli olarak altı çizilen yerli ve milli olma meselesi bakımından son derece önemli. Türkiye artık savunma sanayii teknolojilerinin geliştirilmesi nezdinde daha ileri bir noktada ve bu ilerleme hız kesmeden devam ediyor. Çünkü geleceğe sahip çıkmak, hiçbir dala tutunmadan ayakta durabilmek demektir.

İlgili Yazılar